Yıl 1999, 2000… Henüz iPhone’un icadına 7-8 yıl, bugün asistan dediğimiz Siri’nin doğuşuna ise tam 10 yıldan fazla zaman var. Dünya, milenyum dijital kıyametinden yeni kurtulmuşken, Ali Murat Erkorkmaz televizyonlara çıkıp avucunun içindeki bir diskete sığan o mucizeyi anlatmaya başladı.
Adı Compishco’ydu. Sadece 800 KB’lık bir dosyaydı ama iddiaları devasaydı: “Sizinle konuşacak, sizi anlayacak, biletinizi alacak ve en önemlisi; size aşık olacak ya da trip atacak!”
İlk Tepkiler: “Bu Bir Sihir mi, Yoksa Şaka mı?”
Compishco ilk tanıtıldığında insanlar ikiye bölündü. Bir grup, Türkiye’den bir Bill Gates çıkacağına inanmak istiyor, ekrandaki o küçük karakterin “Bugün hava çok güzel değil mi?” sorusuna verdiği tepkiyi hayretle izliyordu. “Klavye yok, fare yok, sadece konuşuyoruz!” cümlesi o zamanlar bir bilim kurgu filmi repliği gibiydi.
Ancak bir de madalyonun diğer yüzü vardı…
İnanmayanlar ve Ekşi Sözlük’ün “Linç” Kültürü
Henüz yolun çok başında olan Ekşi Sözlük ve dönemin teknoloji forumları için Compishco, tam bir “alay” malzemesine dönüştü. Yazılımın aslında bir yapay zekâ değil, sadece belirli kelimelere belirli cevaplar veren bir “Chatbot” (sohbet botu) olduğunu savunanlar çoğunluktaydı.
Ekşi Sözlük yazarları, projenin 82 duygusu olduğu iddiasıyla dalga geçiyor, “Yazılıma ‘nasılsın’ dedim, bana küstü, sanırım 83. duygusu olan ‘ergenlik’ devreye girdi” gibi ironik entry’ler giriyorlardı. Birçok kişi projenin “dünyayı ele geçirecek yazılımların atası” olarak pazarlanmasını abartılı buluyor, “Türk usulü vaporware” (duyurulan ama asla tam çalışmayan yazılım) etiketini yapıştırıyordu.
Siri Yokken O Vardı
Compishco’nun en trajikomik ve aslında vizyoner tarafı zamanlamasıydı. O dönemde ne Siri, ne Alexa, ne de Google Asistan vardı. İnsanlar bilgisayara seslenmeyi sadece Uzay Yolu dizisinde görmüştü. Ali Murat Erkorkmaz’ın vizyonu aslında doğruydu; asistanların gelecekte hayatımızın merkezi olacağını öngörmüştü. Fakat teknoloji henüz bu vizyonu taşıyacak güçte değildi.
Hikayenin Sonu: Nostaljik Bir İz
Bugün Compishco, Türkiye teknoloji tarihinin tozlu raflarında “neydi o günler” dedirten bir anı. Kimine göre büyük bir pazarlama balonu, kimine göre ise zamanının çok ötesinde, imkansızlıklar içinde doğmuş bir dahi girişimi.
Günün sonunda, bugün cebimizdeki yapay zekâlara bilet aldırdığımızda ya da “Siri, bana bir şaka yap” dediğimizde, aslında 20 yıl önce bir disketin içine sığdırılmaya çalışılan o “trip atan” küçük yazılımın hayalini yaşıyoruz.




